SIRLAR KÖYÜ: 2. BÖLÜM

Kendimi hiç geçmişe bu kadar yakın hissetmemiştim.

1. KISIM

3/20/20265 min read

a person standing in the middle of a dark forest
a person standing in the middle of a dark forest

Asıl beni heyecanlandıran anneanneme yapacağım minik teklifti. Eve girip biraz gezmek isteyecektim. Akşama doğru güneş bizi kavurmaktan vazgeçtiği vakitler kadınlar köy ortasında oturmayı planlamışlardı. Akşama kadar içim içimi yedi, cır cır böceklerinin uğultusu eşliğinde kitap okuyup zaman geçirmeye, bir an olsun aklımdaki soruları bastırmaya çalışıyordum. Uzun zamandır sürekli polisiye okuduğum için biraz kendimi farklı tarzlara yönlendirmek istemiştim ve birkaç tane kişisel gelişim kitabı getirmiştim yanımda.

Neymiş insanın bazen kendinden bile sakladığı, içine attığı sırları olabilirmiş. İçimizde bir başka benlik varmış ve bu benlik bir nevi bizim koruyucumuzmuş. Nesne olay ilişkisine göre içimizdeki benliği bir balona benzetirsek kendi kendimize konuştukça, hissedip de söyleyemediklerimizi, şüphelerimizi ve daha birçok dışa vurmayı reddedip içimize attıklarımızla bu balonu yavaş yavaş şişirirmişiz. Bazen kendimize o kadar çok yüklenirmişiz ki, kendimizle yüzleşmeye, kendi sırlarımızı kendimize bile söylemeye korktuğumuzdan balonu söndüremeden patlatırmışız. İşte o zaman tüm o karmaşık duygular ne taraftan geldiğini anlayamayacağımız mermiler gibi rastgele ve acımasız bir hızla üstümüze gelir ve öylece durup ne için bile olduğunu anlayamadığımız acıları çeker, öfkeleri yaşarmışız. Ne kadar kişisel gelişim okumak beni baysa da bu tür benzetmeleri okumak biraz da olsun bu tarz kitapları çekilir kılıyordu benim için. Anneannemin baş ucumda belirmesiyle irkildim ve bir anlığına daldığım hayal dünyamdan sıyrılıp ayağa fırladım.

‘’Gidiyor muyuz?’’

‘’Tabi kız saat kaç oldu görmüyor musun? Haydi gidelim de gelelim.’’

‘’Şu eski eve de uğrasak mı?’’

‘’Kız ne yapacaksın eve uğrayıp?’’

‘’Ne bilim merak ettim bir içini gezeriz diye dedim.’’

‘’Alt kata girilmez çok küflüdür orası hastalık kaparız bir de. Üst kata da çıkılmaz mazallah başımıza iş açarız yer ayaklarımızın altından kayıp gidiverir. İlla görmek isterse orta katı şöyle bir dolaşırız.’’

‘’Bana uyar.’’

O sırada çoktan ayakkabılarımı giymiş meyve sepeti elimde bekliyordum. Köy ortasına giden yokuşu çıkarken heyecandan mı yoksa yokuşun dikliğinden mi bilmem kalbim çok hızlı atmaya başlamıştı. Evin önüne geldiğimizde anneannem yerden iki kalın, uzunca sopayı alıp birini bana uzattı.

‘’Taşlardan çıkarken kayma sakın ha! Bunla kuvvet alırsın kendine.’’

Duvarın dibine yürüdükten sonra sol taraftaki yapraklarıyla duvarı örten ağacın altından geçti ve belli belirsiz, yukarı çıktığını düşündüğüm taşlardan tırmanarak ortadan kayboldu. Hemen arkasından yetişip ben de yanına çıktım. Taşları tırmandıktan sonra genişçe bir alana varmıştık. Üstü çardak gibi kapatılmış, mutfak tezgahına benzer bir beton ve yanında eve giriş kapısı vardı. Evin girişinin hemen yanında da içi oyulmuş büyük bir taş vardı. Koca bir dibekti anlaşılan ve anneannemin söylediğine göre burada buğday gibi tahılları döverlermiş zamanında. Anneannem dibeğin beline vurarak kendi kendine güldü, ‘’Benim senin yaşında olduğum dönemlerde Dibek Döğenler vardı. Bu dibek döğenler bazı geceler belli bir saatten sonra her evin önündeki dibekleri döverek ses çıkarır ve kaçarlardı. Sonra köy ortasına gelir düğün varmışçasına neşeli seslerle oynar ve köylüden biri cama çıktığında koşarak dağılırlardı.’’

‘’Nasıl yani başka köylerden insanlar gelip neden böyle tuhaf hareketler yapıp bir de üstüne kaçarlar ki?’’

‘’Kızım bunlar ne başka köyden ne de insan.’’

‘’Nasıl yani?’’

‘’İster hayalet de ister cin. Bizim zamanlarımızda bu tarz şeyler o kadar sıradandı ki aldırış etmez, kendi hallerine bırakırdık.’’

Şaşkınlıkla anneanneme bakarken o da evin girişini inceliyor ve anılarına dalıyordu. Etraf ne kadar yıkık-dökük gözükse de gerçekten evin tek sağlam kalmış yeri burasıymış gibi görünüyordu. Kapı kilitli veya kapalı değildi. Aralık bırakılmıştı ve anneannem biraz ittirip kapının insanın içini gıcık eden gıcırtısından sonra içeri girdi. Telefonumun flaşını açıp arkasından ilerledim. Evin içinde nerden geldiği belli olmayan bir esinti vardı. Girişin sağında iki oda, karşısında bir oda, tuvalet ve yukarı kata çıkmak için olduğunu tahmin ettiğim yıkılmış bir merdiven vardı. Koridor karanlıktı ama sağdaki ilk odaya girince tozların arasından sızan güneş ışıkları odayı aydınlatmaya yetiyordu. İlk oda neredeyse tamamen boştu. Camın önünde duvara boylu boyunca montelenmiş bir sedir vardı. Yan odaya geçtiğimizde kapının yanında duvara çivilenmiş bir çerçeve ve içinde hiç tanımadığım bir adama ait çok eski bir fotoğraf vardı. Camın önündeki sedir diğer odayla aynıydı ama bu odanın köşesinde duş almak için yerden daha alçak, kare bir alan vardı. Etrafı incelerken burnuma gelen nem ve küf kokusu beni istemsizce daha portakalda vitamin olduğum o zamanlara götürmüştü. Sanki gözlerimi kapatıp birkaç saniye bekledikten sonra açsam anneannemin karşı sedirde oturup kitap okuyan çocukluğunu görecektim. Kendimi hiç geçmişe bu kadar yakın hissetmemiştim. ‘’İşte biz bu odalarda yaşardık zamanında. Babam aşağıdaki evi yaptıktan sonra oraya geçtik çünkü orası daha sağlam malzemelerle yapılmıştı. Bu ev de çok eski ve büyük olduğu için ısıtmakta güçlük çekiyorduk.’’ dedi anneannem.

Minik ev turu maceramızdan ve geçmişe yaptığımız hızlı dönüşten sonra odadan çıktık. Tam evin kapısına doğru ilerlerken flaşımı kapatmadığımı fark ettim ve kapatmaya çalıştığım sırada flaşın aydınlattığı duvarda duran tuhaf yere gözüm ilişti. Bu küçük bir kapıydı. Şüpheli bir tavırla, ‘’Anneanne bu kapı da neyin nesi?’’ diye sordum. Anneannem hiç kapıya bile bakmadan neyi kastettiğimi anlamış şekilde, ‘’Bu kapı biz eve geldik geleli orda duruyor. Arkası da boş minik bir alan aslında ne için kullanılıyormuş bilemedik. İlk zamanlar sıvayla üstünü kapatmaya çalışmışlardı, ertesi sabah sıva şişmiş, kapının şekli yine ortaya çıkmıştı. İçindeki boşluğu kumla doldurmuş, ahşap levhaları çivileyip kapamak istemişlerdi, iki gün sonra tahtaların çürüdüğünü ve karardığını görmüşler. İçini açıp baktığımızda doldurdukları kum sanki toprağa karışmışçasına ortadan kaybolmuştu. Sonra kimse bir daha dokunmadı o kapı da öylece durdu orda.’’ Daha önce hiç içine bile girmediğim bu evdeki gizemli kapı rüyalarımda gördüğüm kapıyla aynı mıydı? Aynıysa ben neden bu kapıyı sürekli görüyordum bir türlü anlayamamıştım.