KAPININ ARDINDAKİLER: 3. BÖLÜM
Hiçbir zaman dilimi, senin işini bitirmeden öylece geri dönmene izin vermez. Hepimiz buradaki kaderimizi yaşamak zorundayız.
3. KISIM
3/20/20264 min read


Nathaira’ya her baktığımda beni rahatlatmak için küçük bir gülümseme ile bana bakıyor ve yoluna devam ediyordu. Eve vardığımızda annesi çoktan Nathaira’nın odasında ayrı bir yer yatağı kurmuştu bile. Ne kim olduğumu sormuştu ne de bir yabancıymışım gibi davranmıştı. Nathaira’nın kime benzediği annesinin yorgun olmasına rağmen yüzünden eksilmeyen gülümsemeden belli oluyordu. Nathaira yatağına girer girmez uykuya dalmıştı ama benim gözlerim fal taşı gibi açık tavanı izliyordu. Benim burada ne işim vardı? Acaba geri dönsem ve bunların hepsini yaşanmamış saysam ne olurdu? Korkuyor muydum yoksa gerçeklik algımı mı kaybediyordum bilmiyorum ama bir şeyler yapmak zorundaydım. Kapı hala açık mıydı? En azından bunu öğrenebilirdim. Hiç tanımadığım kişilerle dolu bu evde bilinçli bir şekilde uykuya dalmak çok temkinsizce geliyordu. Yoksa paranoyak mı olmuştum? Hayır daha o kadar kafayı yemiş olamazdım. Gözlerimle görüp öğrenebileceğim tek sorunun cevabı kapıdaydı. Eğer geri dönebilirsem kendimi daha hazır hissettiğim bir gün buraya tekrar gelip, Zangocun da bulunmuş olduğunu umarak, diğer sorularıma yanıt alabilirdim. İçimi ufacık da olsa rahatlatmaya ihtiyacım vardı. Kapının arkasında Nathaira’ya ait olduğunu tahmin ettiğim paltoyu aldım ve sessizce dışarı çıktım. Köyün sokakları bizim zamanımıza göre gece olmasına rağmen daha parlak ve canlıydı. Yolda önümü görmek için flash açmama bile gerek kalmamıştı. Ama bir dakika, telefonum bunca zamandır neredeydi! Nathaira beni bulduğunda üzerimde olsaydı sanırım verirdi. Kapıdan geçtiğim sırada tünelde düşmüş olması da bir ihtimaldi. Telefonu neden ön cebine koyarsın ki! Tabi düşer. Eve vardığımda hem telefonumu bulmak hem de kendi zamanıma geri dönmek umuduyla orta katın kapısını araladım. Kapı yeni yağlanmış gibi hiç ses çıkarmadan açıldı ve tam içeri adımımı attığım sırada arkamdan birkaç taşın yere düşmesine benzer sesler duydum. Refleks olarak direkt döndüm ve çalıların arasından turuncu bir kuyruğun kaybolduğunu gördüm. Hareketsizce beklersem ortaya çıkar ümidiyle biraz bekledim ama hiçbir sonuç alamayınca eve girdim. Kapının tam yanındaki sehpanın üzerinde bir gaz lambası vardı. Yanındaki kibritle gaz lambasını yakıp tavandaki bir tele taktım. O küçük kapının önüne geldiğimde kalbimin atışları hızlanmaya başlamıştı bile. Kapı ilk gördüğüm zamana göre bu zamandaki her şey gibi daha temiz, sağlam, bakımlı ve güzel görünüyordu. İçimdeki ürpertiyi hiçe sayarak elimi kapının koluna attım ve yavaşça aşağı indirdim.
O anki tek dileğim kapıyı açtığımda tüneli görmek ve hızlıca evime, kendi zamanıma geri dönmekti. Tam kapıyı açacaktım ki evin açık unuttuğum kapısından bir serinlik geldiğini hissettim ve gaz lambasının ışığı altında, kafamın üstünde kocaman bir gölge belirdi. O an çığlık atmamak için kendimi zor tuttum ve o gölge de bunu anlamış olacak ki hemen arkamdan gelip ağzımı kapattı. ‘’Elimi yavaşça çekeceğim ama sakın bağırayım falan deme yoksa senin için hiç iyi olmaz ona göre!’’ Bu tanıdık bir sesti ama arkamı dönene kadar kim olduğunu anlayamamıştım. Kafamı salladım ve elini çektiğinde arkamı döndüm. Bu Nathaira ile oturduğumuz sırada aynı şekilde bir gölge gibi beliren ve Nathaira’nın Zyran olarak bahsettiği arkadaşıydı. Sinirle ‘’Sen beni mi takip ediyorsun?’’ dedim.
‘’Buradan geçiyordum ve içeriden ışık geldiğini görünce kontrol etmek istedim.’’
‘’Bu saatte buralardan geçiyordun öyle mi?’’
‘’Bunun seni ilgilendiren bir konu olduğunu düşünmüyorum hanımefendi.’’
Gözlerimi devirerek yere oturdum. Bu çokbilmiş çocuğa gıcık olmamak elde değildi. Nathaira’nın dediği kadar vardı gerçekten.
‘’Eee, söyle bakalım şu kapıdan çıkan kişi sen miydin? Yoksa yalnızca kahramancılık oynamak isteyen şımarık bir kız mısın?’’
‘’Ne zırvaladığını bilmiyorum ama evet, kapıdan çıkan bendim. Bu kadar inatçı ve şüpheci olmak sana ne kazandırıyor acaba?’’
‘’Emin olmamı sağlıyor. Herkesin yöntemi kendince başarılıdır. Bu da benimki.’’
Mimiksiz yüzündeki hatları ışığın önünde durduğundan dolayı göremesem de ilgi çekici biri olduğu belliydi. Bu kadar sinir bozucu olmasa bir anlığına etkilenebilirdim bile.
‘’Yoksa geri dönmeye mi geldin? Cesaretinin ancak bir geceye yetecek kadar az olması ne üzücü.’’
‘’Sadece kontrol etmek istedim tamam mı!’’
‘’Buyur, sahne senin.’’
İstemsizce tekrar göz devirerek arkamı döndüm ve eğilip, bu sefer daha isteksiz, kapının kolunu indirdim. Yavaşça kapıyı araladığımda gördüğüm tek şey toprak ve kumdu. Tünel tamamen kapalıydı. Sanki hiç var olmamış gibi. Tepemde dikildiği sırada o soğuk sesiyle, ‘’Hiçbir zaman dilimi, senin işini bitirmeden öylece geri dönmene izin vermez. Hepimiz buradaki kaderimizi yaşamak zorundayız.’’ dedi. Öylece donup kalmıştım. Bu hiç tanımadığım insanların, hiç bilmediğim bir zaman diliminin içinde sıkışmıştım ve en kötüsü de geri dönebilecek miydim bilmiyordum. Buradan kurtulmamım tek yolu bu hikâyeyi kabullenmekti.